DÜNYADA YENİ DÖNEME DOĞRU II
Dünya üzerinde güç denildiğinde akla gelen yapılar devletlerdir. Devletlerin de gücünü gösteren parametreler vardır. Ordusu, ekonomisi, nüfusu, yüz ölçümü,yetişmiş insan gücü bunlardan öne çıkanlar. İkinci dünya savaşı boyunca birbirine dost ve müttefik olan iki devlet savaş sonunda birbirlerine düşman oldular. Yatla konferansında dünyayı paylaştılar. Aralarında bir denge oluşturdular. Dengeyi dünya üzerindeki güçler devletlerdir paradigması üzerine kurdular. İki kutuplu dünyanın efendileri memnundu. Kendi kontrolünden çıkmak isteyeni veya Avrupa gibi ayrı bir güç oluşturmak isteyeni ötekinin varlığı ile korkutuyorlardı. Bu arada Türkiye ise amerikanın payına düştü fakat Türkiye hala kararsızdı, sanıyordu ki ağabeyini seçmede özgür. Tabi özgür değildi Türkiye’nin kararsızlığının giderilmesi için Stalin bizden Kars’ı ve boğazları rica etti. Türkiye de Amerika’nın saflarında yer aldı,taşlar bu şekilde yerine oturtuldu. Büyük oyun oynanmaya başladı. Dünya üzerinde herkes korkuyordu.
Korktukça abisine sarılıyor, onunla iyi geçinmek için kaynaklarını seferber ediyor,ticaretini geliştiriyor,askeri antlaşmalar imzalıyor,enerjisini ona akıtıyordu.
Eskilerin dediği gibi ’her şeyin bir sonu vardır’. Dünya üzerinde bu oyun oynanırken sahneye yeni bir aktör çıktı, bu aktör bir devlet değildi, ordusu ve üretim tesisleri yoktu. Bu aktör sadece dünyadaki parayı kullanıyordu ve eski dengeyi tanımıyordu. Kendi egemenlik sahasını her iki kutubada zarar vererek tesis ediyordu. Paradigma çökmüştü. Bu yeni güç en fazla Sovyet sahasına sızdı. Örnek verirsek; Polonya, Romanya, Çekoslovakya ,Bulgaristan,Macaristan artık bu gücün etkisi altındaydı. Sovyet Rusya bu ülkeleri Abd ile kurdukları denge üstünde tutabilmek için askeri müdahalede de bulundu ama nafile. Her şey değişmişti.
Yeni aktörün söylemi şuydu; dünya üzerindeki savaş ve sürtüşmelerin sebebi ulus devletlerdir. Ulus devletler saf dışı bırakılırsa ve ulus devletlerin savaş harcamaları insanların refahı için kullanılırsa her şey çok daha iyi olurdu. Bu aktörün dünya tasavvuru ise ekonomiye dayalı tek bir dünya devletiydi.
Rus devleti artık bu şekilde devam edilemeyeceği kanaatine vararak, içerde hiçbir isyan hareketi veya gösteri olmadan, ayrıca dışarıdan buna zorlanılmadığı halde bu dengeyi tek taraflı feshetti. Rusya’nın dengeyi bozması ile Abd de eskiden etkili olduğu kendi nüfuz bölgesindeki etkisini kaybetti. Örneğin; Avrupa birliğini Sovyet tehdidiyle tamamen kontrol eden Amerika, Avrupa birliğinin giderek bağımsızlaştığını ve küresel sermayenin etkisine girdiğini gördü. Şu anda her iki devlette yeni bir denge arayışındalar tabi önce küresel sermayeyi alt etmek zorundalar. Aslında Yeltsin döneminde tamamen küresel sermayenin etkisine giren Rusya Putin döneminde tüm küreselcilerden arındırıldı,Putin bazı iş adamlarını hapse atarken,bazılarını kaçmaya zorladı. Abrahamoviç bunlardan.
Amerika’da durum daha karışık. Küresel sermaye Abd de ortaya çıktı fakat hem Abd ulus devleti ile hem de Abd’nin üretime dayalı sermayedarları ile çatışma içerisinde. Çatışmanın ana sebebi küreselcilerin Abd’yi büyük bir borç yükünün altına sokmasına rağmen bunun bedelini ödemeye yanaşmamaları, ayrıca Amerika küresel sermayenin Amerikadan bağımsız olarak herhangi bir coğrafyada hayat bulabileceğinin de farkında. Nitekim küresel sermaye üs olarak Avrupa birliğini seçmiş görünüyor. Buna paralel olarak Rusya ve Amerika’nın Avrupa birliğini enerji kaynaklarından mahrum etmeye çalıştığına şahit oluyoruz. Eski efendileri korkutan küresel sermayenin Avrupa birliğini karşılarına bir güç olarak çıkaracağıdır. Hamleler devam ediyor. İzleyelim…
KABAKÇI Ahmet










Yorumlar
biraz daha açarsan
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.